Reklam
Reklam

Nardis 15. yılında hâlâ ‘caz’lamaya devam ediyor

  • 04 July 2017
  • 161 kez görüntülendi.
Nardis 15. yılında hâlâ ‘caz’lamaya devam ediyor
Reklam
Pek çok etkinlik iptalleriyle ve kült mekanlar da kapanışlarıyla gündemden nasibini alırken, bazı güzel şeyler de sürdürebilirliğinin peşinde. İşte bunlardan biri de 15 yıldır, Galata’da müzik tutkunlarını dünyanın cazcısıyla buluşturan Nardis…

Caz deyince akla ilk gelen rotalardan Nardis ve mekanın beyni, kalbi Zuhal Focan. İstanbul Galata Kuledibi’nde, tam 15 yıldır, kendi tınısını bozmadan, yerli, yabancı caz ustalarını ve caz tutkunlarını ağırlayan bir mekan burası. ‘Jazz kulüpte dinlenir’ mottosuyla günümüz şartlarında, her şeye rağmen, hâlâ devam diyenlerden Nardis’i ve şehir efsanesi kıvamındaki cazcı (gitar) Önder Focan ile (30 yıldır birlikte-evli) Zuhal Focan’ı bilenler bilir; istedik ki müzik her dem ilaçtır ve caz da bünyeyi en güzel edenlerdendir şiarından, yolunuz Galata’da denizin tadını çıkarmak isterse, güzergahı kulakların pasını siler niyetine Nardis’e de çevirin. Ama gelin, öncesinde Nardis’in şahsına münhasır kadını, “cazı TRT3 Radyosu’ndan, Erol Pekcan’ın, Hülya Tunçağ ve Teoman Baber’in programlarından dinleyerek sevdim” diyen, 91’de Caz Derneği kurucularından, bugünlerde internette yayına devam eden 96’dan beri cazseverlerin takipçisi olduğu Jazz Dergisi’nin yaratıcılarından ve çeşitli radyolarda yaptığı caz programlarıyla da kelamına aşina olduğumuz Zuhal Focan’la yaptığımız söyleşiye bir göz atın.

‘Neredeyse sadece Nardis için yaşamış gibiyim’

Müzik için; ‘Kelimelerle anlatılamayan duygu ve düşüncelerin seslerle anlatılması sanatıdır’ diyorlar. Nardis, caz ve müzik sizin için ne ifade ediyor?

‘Nardis’, 15 yıldır, benim doğal yaşama ortamım. 2002’den bugüne, neredeyse sadece Nardis için yaşamış gibiyim. Bence; ‘müzik’ bir dildir ve ‘caz’ da bu dile hakim müzisyenin çaldığıdır. Sadece caz biraz daha fazla donanım istiyor. Anlam kısmında ise; bence gerçek müzik ‘caz’dır. Müzisyenin tüm duygusunu, hissettiğini görebilirsiniz. İyi dinlerseniz de verdiği mesajı anlayabilirsiniz ki ben anlamaya çalışmaktan hâlâ çok zevk alıyorum.

Nardis’in açıldığı günden bugüne müzik ve caz yolculuğunuzda neler evrildi?

Çok şey değişti; daha az müzisyen vardı, şimdi daha çok. Umut devam ediyor; misal, konservatuar bünyesinde ‘Caz Anabilim Dalı’ YÖK onayı almış. Şimdi heyecanla beklemedeyiz. Nardis ise beklentimin çok üzerinde yol aldı. O zamanki bütün rol modellerimiz bir ya da iki yıl yaşar, sonra da kapanırdı.15 yıl oldukça uzun bir süre, inanın hiç ummuyorduk. 

“Bize bar diyenlere kulüp nedir’i anlatıyorum”

Türkiye’deki ve dünyadaki caz dinleyicilerini, icracıları ve mekanları nasıl görüyorsunuz?

Kulüp müziği diğer mekanlara göre çok farklı. Bize ‘bar’ diyenlere ‘kulüp nedir’i anlatıyorum. Nardis ‘bar’ değil; aynı müzikten hoşlanan insanların bir arada bulunduğu yer. Bu tanımdan anlaşamadığımız dinleyici de olabiliyor. Dinleyiciden; müziğe, müzisyene ve yan masadaki dinleyiciye saygı bekliyoruz. Genelde Amerika’da pek çok kulüpte uygulanan yöntem, cazın değişik mekanlarda yapılması. Ayakta ve daha kalabalık ortamlarda, daha genç kitlelere hitap eden tür daha fazla ilgi görüyor olabilir. ‘Caz ölüyor mu, bitiyor mu?’ dedirten bu tarz mekanlar. Oysa sayısı az olmakla beraber Nardis benzeri yerler de var. Bizdeki icracılar ise dünyanın herhangi bir yerindekinden daha farklı değil. Sadece onların eğitim şansları daha fazla, iş bulup çalmak ise her yerde zor. Burada festivallerin görevi çok önemli; hiç tanınmayan bir müzisyenin duyurulmasına olanak sağlıyor. Kısaca; bu müziğin her türlü mekana, etkinliğe ve desteğe ihtiyacı var.

Eğlence kültürünün özellikle de Beyoğlu’nun değişimi ortada; mekanlar kapanıyor, genele baktığımızda da festivaller, konserler iptal oluyor. Bir işletmeci olarak ne söylemek istersiniz?

Maalesef bu değişim hepimizi çok üzüyor. Sadece müzik mekanları değil, giyecek, içecek satan yerler de kapanmaya başladı. Nardis nispeten küçük ve bir aile işletmesi olduğundan şimdilik iyi gidiyor. Geçen yılki bir konserimiz hariç (Al Foster Quartet güvenlik endişesi ile gelmek istemedi), bu yıl hiçbiri iptal olmadı. Yabancı turistin ilgisini çeken bir mekan olarak neredeyse sıfır turistin olduğu bir dönem yaşadık. Şimdi çok ufak hareketlenme var ama o da her an değişebilir. 

“Yöneticiler için kültür sanat bir anlam ifade etmiyor”

 Her şeye rağmen, ‘caz yapma’ diye nidalanan bir coğrafyada, 15 yılı devirerek cazın kalesi-markası haline gelmek; bunu neye borçlusunuz?

Öncelikle çok teşekkürler. Aslında bu coğrafya müzik dolu; hem de cazı en iyi anlayabilecek, icra edebilecek ve dinleyebilecek bir kitleye sahip. Ancak eğitimin önemi biliniyor ama yönetimler, yöneticiler için kültür sanat bir anlam ifade etmiyor. Caz artık dünyada yabancı bir kültür olarak algılanmıyor. ‘Amerikan cazı’, ‘Avrupa cazı’, ‘Kuzey cazı’, vs. kendi yaşadıkları yörelerin müziklerini icra eden müzisyenlerin buldukları yöntem; özünde caz, caz işte!

2005’ten bu yana devam eden ‘’Nardis Genç Caz Vokal Yarışması’nda ve genç sanatçıları uluslararası yarışmalarla tanıştırma cephesinde neler oluyor?

Yarışmanın bu yıl 13.’sünü yaptık. Şimdiye kadar yaptığımız en önemli işlerden biri. Gençlere dünyada neler oluyor, göstermeye çalışıyoruz. Oraları gören, hemen bir okula yazılıyor. Mesela; Meltem Ege, ABD’de California Institute Of The Arts’da ‘performer/ composer’ diploması aldı. Ayşe Cansu Tanrıkulu, Berlin’de Jazz Institutt’te caz bölümünde eğitimine devam ediyor. Yaşam Hancılar, Amsterdam’da okudu ve orada caz okulu açtı. Başak Yavuz, ABD’de okudu ve şimdi Bahçeşehir Caz Akademisi’nde eğitimci. Sadece vokal değil, enstrümantalist de götürüyoruz ama onları Önder (Focan) seçiyor. Saksafonist Batu Şallıel, üç yıl önce Avrupa birincisi oldu ve şimdi uluslararası festivallerden davet alıyor. Kısaca, muazzam güzel şeyler bunlar.

“Pes etmek gibi bir durumu düşünemiyorum”

Bir mekanı yıllarca işletebilmek; bunun muhakkak bir bedeli de oluyordur?

Bedeli, ev hayatımızın çok az olması. Evimi çok özlüyorum; yemek yapmayı, arkadaşlarımı ağırlamayı. Ancak pes etmek gibi bir durumu da düşünemiyorum. Ama daha iyi günler yaşadığımız için, o günleri de arıyorum.

Cazın 1880’lerden sonra Siyahiler’in acılarından ve yoksulluklarından yarattığı düşünülürse; bugün ise daha ferah bir yaşayış sürdüren kesimin cazı icra edip, dinlemesi üzerine ne düşünüyorsunuz?

Dünya hızla değişiyor, 1880’den bu günlere kat edilen yol müzikte, hele de cazda çok fazla. Özellikle ABD’de, bu müziği icra eden Siyahlar’ın, cazı sanat müziği şekline sokmalarından kaynaklandı. Bebop’ta nasıl bir hareket izlendi ise, günümüz Amerikan cazında da benzer bir durum gözleniyor. Hepsi çok sıkı eğitimli, hem cazı hem de klasik müziği yutmuş bir nesil var. Elit ve burjuva lafından yine eğitimli ve bu müziğe (CD’ye, plağa, konser salonlarındaki pahalı konserlere) para ayıran kesim olarak anlamak istiyorum, neden olmasın! Mesela ben de artık daha çok klasik müzik dinleyerek onların yaptığı müziği anlamaya çalışıyorum.

Duke Ellington’a cazın geleceği sorulduğunda: “Bence gelecekte caz diye bir şey kalmayacak. Sadece iyi müzik ve kötü müzik olacak” demiş, sizce?

Müzik tarihinde hiç yaşanmamış bir durum değil! Notaların elle yazılıp, çoğaltıldığı, gramofon yıllarını, radyo programlarının kasetlere çekildiği, plak ve CD dönemlerini, üzerine de dijital dönemi yaşamak bana acayip gelmiyor. Ellington’a kesinlikle katılıyorum. Hangi formatta ne yapılıyorsa iyisi, iyidir. Caz ise en az etkilenecektir. Cazın canlı ve kulüpte dinlenilmesi gerekiyor. Nardis’e dadananlar; ‘Artık konser salonlarındaki müzikten zevk alamıyoruz’ diyorlar.

“Caz Festivali ile paralel bir program hazırladık”

Caza yeterince kıymet verildiğini düşünüyor musunuz? Bir de caz festivallerinde dahi cazcılardan daha çok, farklı müzik türlerinden sanatçıları sahnede görüyoruz, bunu neye bağlıyorsunuz?

Bana kalırsa; Türkiye’de ve dünyada insan kalitesi ile ilgili bir sorun var… Caza değer veriliyor ama yeterli mi bilmiyorum. Destek almalı ama bu da sadece maddi değil, okulların açılması vs… Birebir içinde bulunduğum son 30 yıldaki caz festivallerinde bahsettiğiniz değişiklikleri ben de gözlemliyorum ve ticari olduğunu düşünüyorum.

Temmuz programında neler var?

Temmuz ayında, İstanbul Caz Festivali’ne paralel bir program hazırladık. Bu dönemde yurt dışında yaşayan, okuyan müzisyenlerin evlerine, tatile gelme vakti. Biz de onlara daha çok yer verdik. Cemre Necefbaş, Meltem Ege yurt dışından gelecekler. Flütçü Andrea Romani ilginç kadrolu bir konser verecek. 20 Temmuz’da yaz arası vereceğiz. 5 – 6 Eylül’de ise sezon açılışı.

Son olarak caz dinleyicilerine ne söylemek istersiniz?

Müzisyenlerin CD’lerini alarak, konserlerini takip ederek destek verilebilirler. İyi müzik dinleyerek önce bireysel (akıl sağlığımızı) kurtuluşu sağlarsak, kitlesel kurtuluşu da sağlayabiliriz.

sizlere sondakikahaber365.com farkıyla sunulmuştur

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
Ücretsiz Wordpress Temaları